KAHVE MOLASI
ISSN: 1303-8923
ABONE FORMU

ABONE OL
ABONELiKTEN AYRIL
HTML TEXT
Arkadaşlarınıza önermek ister misiniz?

 SON BASKI
 Ana Sayfa
 Arşivimiz
 Yazarlarımız
 Manilerimiz
 Forum Alanı
 İletişim Platformu
 Sohbet Odası
 E-Kart Servisi
 Sizden Yorumlar
 Kütüphane
 Kahverengi Sayfalar
 FİNCAN/SİPARİŞ
 Medya
 İletişim
 Reklam
 Gizlilik İlkeleri
 Kim Bu Editör?
 SON BASKI
 PDF (~250-300KB)


PDF Versiyonu





Kahveci Soruyor?



KAHVERENGİ SAYFALAR



KAPI KOMŞULARIMIZ

Üç Nokta Anlam Platformu


İYİ BAYRAMLAR
Yazılan, Okunan, Kopyalanan, İletilen, Saklanılan, Adrese Teslim Günlük E-Gazete - Yıl: 2 Sayı: 437

 10 Şubat 2004 - Fincanın İçindekiler

 Editör'den : Neden acele ettiniz?


Merhabalar,

Biraz aceleye geldi galiba, ne dersiniz? Koca çınar eksik uğurlandı. Bir gün daha beklenseydi, organize olunabilseydi uğurlayanların yüzbine dayanması mümkündü. Vasiyeti doğrultusunda tekbirle uğurlanırken alkışlardan da nasibini alabilirdi. Olmadı... Nur içinde yat Cem Karaca...

Kıbrıs çıkmazı nedeniyle AB tartışmaları ayyuka çıkmış durumda. Zaman geçtikçe AB'ye giriş konusunda tedirginlikler, soru işaretleri artıyor. Alınan sinyaller hiçte olumlu değil. Mutlaka girmemiz gerek diyenlerle, boşa kürek çekiyoruz diyenler arasında gidip gelen sıradan beyinler ne tarafta yer alacaklarını şaşırdılar. Bunlardan biri de benim. Gönlümden geçenle mantığımın söylediği birbirine yedi kat yabancı. Kriterleri kıtır kıtır yedikçe memleketim adına seviniyor ama içinden çıkan taşlar dişlerimi kırdıkça lanet ediyorum. Şu sıralar Kıbrıs eldeki oyuncak, o da kırılınca önümüze konacak kırılmaya hazır yeni uzaktan kumandalı araba ne marka olacak merak içindeyim. Sinirleniyorum, bir kaşık suda boğasım geliyor şu dış güçleri. Mertçe 'Almayacağız!' demelerini bekliyorum. Derler mi? Sanmam... El altında iyi bir pazarı oyalamak varken ve o pazar kapıda beklemeye razıyken ne halt yemeye söyleyip ortalığı bulandırayım değil mi? Demokles'in kılıcı tepemizde sallandığı sürece, bunlar Kıbrıs'ı almakla kalmaz kıçımızdan donumuzu da alırlar sesimiz çıkmaz.

Popstar bitti ikincisi geliyor derken sürprize bak sen. Meğer popstarın sahibi Osmantan'mış, o da pılısını pırtısını toplayıp kanal değiştirmiş. Konu aslında Osmantan ve Med Yapım anlaşmazlığı gibi göründüğünden yeni yarışma çok ilginç olacağa benzer. Armağan ve Ercan'ın olmadığı, İMÇ sponsorluğunda bir yarışmaya hazırlıklı olun. Neyse... Sabah ola hayrola, gün doğmadan neler doğar...

Bir sonraki sayıda buluşuncaya kadar bulunduğunuz yerden bir adım öne çıkın. Sevgiyle...

Cem Özbatur

Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 10,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,0010,00
              7 Kahveci oy vermiş.
2 Yorum var. Yorum Yaz / Oku

 PASTORAL EFEMER : Zeki Yıldırım


SEVGİYİ SÖYLEMEK

Asistanlığa başladığım ilk yıldı. Aynı yıl sınavı kazanan bir arkadaşla birlikte bir ev tutmuş, mesleğimizin ilk yıl adımlarını birlikte atıyorduk. Aynı zamanda sırlarımızı karşılıklı paylaşıyor, sorunlarımıza birlikte çözüm arıyorduk. Yeni asistanlar, özellikle son sınıf kızlar arasında özel bir ilgi gurubunu oluşturuyordu. Daha doğrusu bu ilgi karşılıklıydı sanırım. Arkadaşım, laboratuar derslerine girdiği bir son sınıf kız öğrenciye abayı yakmıştı. O gün yaşayanlar için kolayca hatırlanabilineceği için ve farklı kurulan hayatlar için olumsuz etkiler taşıyabileceği için kızın ismini değiştirerek ona "Belma"; arkadaşım da İlker diyelim. Belma'nın da arkadaşıma adı konulmayan bir ilgi duyduğunu gözlüyorduk. Bizim dönemimizde pek revaçta olan bu kelime, aşkı aşk gibi taşıyanlar için söylenirdi. Türkan Şoray, Fatma Girik, Hülya Koçyiğit, Tarık Akan, Kartal Tibet ve tabi ki Cüneyt ağabeyli yıllardı ve hala aşk, o dönemin kutsal Hollywood atasözlerinden " Aşk, hiçbir zaman pişmanlık duymamaktır" ile tanımlanırdı. Bir gecelik aşklar, laf olsun diye aşklar yoktu. Sevdin mi tam seveceksin vardı, bir karşı cinsin elinden tutmak, sonu uzun yıllara taşınacak bir beraberliğin göstergesiydi. En azından bizim yaşadığımız taşra dünyasında böyleydi. Yani genç bir erkek için aşk; bir kıza karşı duyulan en coşkulu bir duyguydu ve mutlu ya da mutsuz ama uzun süreçli bir birlikteliği içeren kutsal, masum, dürüst ve ilkeli bir tutkuydu.

Arkadaşım bu platonik duygularını söylediğinde, oturup ciddi ciddi ne yapmamız gerektiğini tartıştığımızı hatırlıyorum. En son arkadaşımın bir yolunu bulup kız ile görüşmesine karar vermiştik. Çünkü gerçekten platonik de olsa, gerçek bir aşk taşıyordu yüreğinde. Kız deney raporları vb. için laboratuara çağırılacak ve açıklanacaktı.

Akşam fakülte çıkışı arkadaşımın suratında işlerin hiçte iyi gitmediğine dair bir ifade vardı. Daha ne oldu bile demeden "Maalesef" dedi arkadaşım. "Başka birisiyle ciddi bir ilişkisi varmış; kalbime gömmekten başka çarem kalmadı. Lütfen bu konuyu bir daha açmayalım, çünkü ziyadesiyle üzgünüm. Hatırlamazsak, daha kolay olur unutmak" dedi. "Peki" dedim, "ne zaman konuştun, çünkü öğleden sonra Belma benim odama geldi ve oldukça neşeliydi. Yani önemli bir teklif almış ve kabul etmemiş, bir havası yoktu". "Boş ver artık, bu kız bana yar olmaz" dedi. "Sabahtan cesaretim yok gibiydi. Bu nedenle en yakın arkadaşını çağırarak durumunu sordum; maalesef ki sözlüymüş".

Yıllar geçti, bir eski mezunlar günü için toplanmıştık. Belma da vardı, eşi ve çocuğu ile birlikte. Ayak üstü bir şeyler atıştırırken Belma yanıma geldi. Öteden, beriden konuştuk. Bir ara bana İlker'i sordu. Artık burada çalışmadığını, çünkü mutsuz bir evlilik geçirdiğini ve boşandığını, dolayısıyla burada kalmasının onu mutsuz ettiğini söyledim. "Üzüldüğünü" söyledi. Belma'nın bu ilgisi, bana yıllarca merak ettiğim konuyu açma cesareti verdi. "Fakülte yıllarında sözlü olduğun kişi ile mi evlendin ?". "Hayır, ben sözlü değildim ki" dedi ve nereden çıktı bu laf gibi de bana anlamsız anlamsız baktı. Çok şaşırmıştım. Ona İlker'i ve o gün olanları anlattım. "Öyle mi ?" dedi. Şaşırma sırası ondaydı, badem yeşili gözlerine garip bir hüzün çöktü, yüzünün şekli değişti, neşesi kayboldu. "Artık hiçbir yararı yok !" dedi, çok üzülmüş olduğu her halinden belli oluyordu. "Bende onu sevmiştim ve bana gelip bunu söylemesini beklemiştim. Ne yazık ki o gidip arkadaşım bile olsa beni kıskanan ve bu anlamda iyiliğimi istemeyen birine sormuş. Ne büyük talihsizlik" dedi. Gözleri yaşlanmıştı, hafifçe gözlerini sildiğini hatırlıyorum ve izin isteyip bayanlar tuvaletine doğru koşar adım uzaklaştı. İlker'in büyük platonik aşkını düşündüm. Birkaç yıl hiç Belma konusunu açmamıştı ama gizliden gizliye sevdiğini biliyordum. Konuştuğu günlerin hemen ardından, hocadan izin isteyip Belma'nın sınıfının danışmanlığı ve uygulama görevliliğinden ayrılmıştı ama aklı fikri ondaydı. Daha sonra bu aşkın küllenmemiş duyguları üzerine ani bir evlilik yaptı. Mutluluğu ne yazık ki, bulamadı. İki yıl içinde boşandı. Çok zayıfladı, güçsüz düştü. Bunalımlar yaşadı, tedavi oldu ve bir daha eski sağlığına ulaşamadı. Hocaların da desteğiyle memleketine yakın bir fakültede öğretim görevlisi olarak çalışmaya başladı. Beş yıl önce de öldüğü haberi geldi.

Hatırladığımda içimden bir şeyler kopartan bu yaşanmışlık "sevgiyi söylemenin ve paylaşmanın" ne kadar önemli olduğunun bir göstergesidir elbet. Buna iki örnek daha sunmak istiyorum. Bunlardan ilki bir öykü. İkincisi ise çocuğum bana gönderdiği bir mail.

Öykü; "Rahip, mezarlıktaki işine bitirmek üzereydi" diye başlamaktadır. O anda elli yıllık karısını kaybeden 78 yaşındaki adam: "Onu ne kadar çok sevdim." diyerek çığlık çığlığa ağlamaya başlamıştı.Yaşlı adamın yaslı sesi törenin asil sessizliğini bozmuştu. Mezar başındaki diğer aile bireyleri ve dostlar şok olmuşlardı, utanç içindeydiler.Yetişkin çocukları alı al moru mor babalarını yatıştırmaya çalıştılar : "Tamam, baba. Seni anlıyoruz." Yaşlı adam gözlerini dikmiş kazılan mezara yavaş yavaş inen tabuta bakıyordu. Rahip törene devam etti.Törenin sonunda,aile bireylerini ölüm töreninin kapanışı olarak tabutun üstüne toprak atmaya çağırdı. Yaşlı adam hariç hepsi sırayla toprak attılar. Yaşlı adam hala : "Onu ne kadar çok sevdim" diye sesli sesli konuşuyordu. Kızı ve iki oğlu konuşmasını engellemek istediler, ama o devam etti, "Onu sevmiştim!" Kalabalık mezarlığı terk etmeye hazırlanırken, yaşlı adam gitmemekte direniyordu. Gözlerini mezara dikmiş bakıyordu. Rahip yaklaştı : "Kendinizi nasıl hissettiğinizi biliyorum, ama gitme zamanı geldi. Buradan ayrılmalı ve kendimizi hayatın akışına bırakmalıyız." dedi. Yaşlı adam çaresizlik içinde bir kez daha "Onu ne kadar çok sevdim." diyerek söylendi. "Beni anlamıyorsunuz" dedi Rahip'e "Ben bunu ona sadece bir kere söyleyebildim... "

Mail ise geçen yıl çocuğumun bana gönderdiği bir yazı. Sanırım bir yerlerden almış ama bana mesaj verdiğini düşünüyorum ve onu haklı buluyorum. Maildeki mesaj "Hayatım boyunca sadece iki kez mutluluktan ağladım" diye başlıyor. "1. İlkokuldayken babam bana ilk defa "Kızım" dediğinde yanaklarımdan yaşlar süzülmüştü. 2. Geçen hafta annemlere kalmaya gittim. Sabah işe geç kaldığım için babam beni uyandırmak için odama geldi. Uyandırırken de hayatımda ilk defa saçlarımı okşadı.

Babalar... Lütfen sevginizi gösterin. Dokunun, sarılın, öpün... Benim çocuğum anlar demeyin, çünkü anlaşılsaydı herhalde ilk ben anlardım".

Zeki Yıldırım
zekiyildirim@kahveciyiz.biz
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 9,599,599,599,599,599,599,599,599,599,59     39 Kahveci oy vermiş.

23 Yorum var. Yorumları görebilmek için sisteme giriş yapmanız gerekiyor. Sisteme gir!

Yazdırmak için tıklayınız.

Yukarı

Yukarı

 Kahvecigillerden : Zeynep Meryem Pınar


DOSTA VEDA...

*Geçmiş zaman olur ki,hayali cihan değer...

Nasıl anlatsam ki? Yada nasıl anlatılır ki? Bazen mutluluğun kaynağını arıyorum,hani bulunmuyor ya.. kaçıp saklanıyor ya... hanki markete baksan yeni bitmiş oluyor ya...İşte bu gün uyandığımda yastığımın ucundaydı, öyle bir his ki;

Bahçedeki tomurcuk gülün üzerinde son kalan çiğ tanesi gibi, o su damlasının pembe gül yaprağından toprağa düşmesini seyretmek gibi...

Nasıl anlatsam ki?
Özleyip özleyip kavuşmak gibi, "sen mi geldin" derken kelimelerin benden önce gülümsemesi gibi,havadaki o kavuşma kokusu gibi....
Onca soğuktan kıştan sonra, bir sabah sokakta yürürken duvar dibinden filizleniveren o minicik mavi çiçeği görmek gibi...

Nasıl anlatsam ki?
Hani dibe vurduğunda her şey bitti diye düşündüğünde son dakikada sana uzanan o el gibi..
Hani bir bahar akşamı durup duruken gelen o titreme hissi gibi, telefon çaldığında koşarak açmak gibi, kapıyı açtığında tamda beklediğin kişinin karşında durması gibi...

Nasıl anlatılır ki?
Dilimin ucuna gelip söyleyemediğim dünyanın en güzel iki kelimesini ard arda duymak gibi, insanı çarpan o ılık rüzgarın yüzünü okşaması gibi,gözlerini yumup rüzgarla gelen kokuyu içine çekmek gibi...

Nasıl anlatsam ki,nasıl dile gelir ki? Ne bileyim işte mesela; en sevdiğin şarkıyı ıslıkla çalmayı başarmak gibi, gün ortasında,akşamında hep o şarkıyı mırıldanmak gibi, evdekilerin gelişini senden önce gelen ıslık sesinden bilmesi gibi...Açık pencereden içeriye sızan hanımeli kokusuyla birlikte çocukluğunun çat kapı gelmesi gibi...

Cebinizde kalan son bozuklukları birleştirip final sınavıyla bir kilo çileği değişmek gibi, beş parasız kalıp akşam yemeğinde kuru ekmek domates yemek ama yinede her şeye katıla katıla gülebilmek gibi,dedim ya dalından yeni koparılmış çileği tadına vararak yemek gibi...

Nasıl anlatsam ki?
Bir otobüs koltuğunda uyandığında mavi gri denizi görmek gibi,uyandığında İstanbul'da olmak gibi,daha önemlisi yalnız olmamak gibi...Herkesin umudunu kestiği yalnızca senin umudunu yitirmediğin şeyin gerçekleşmesi gibi, mutluluktan ağlarken "biliyordum" demek gibi...

Yorgun bir Pazar akşamı gemileri yakıp geceye daldıktan sonra dünyanın en masum bakışıyla uyanmak gibi,canından can bir bebeğin gül tenini koklarken her şeyi geride bırakmak gibi..

Gözlerinin feri kaçmış bir ihtiyarın kapısını hiç beklemediği bir anda çalıp gözlerindeki sevinci yakalamak gibi,sevinç olmak gibi...

Sessiz bir kış akşamı kendini kimsesiz hissederken sessizlik bir sis gibi çökmüşken çalan telefonda annenin "keklik kızım" deyişini duymak gibi

Nasıl anlatsam ki? Ne bileyim işte anlatılmıyor ki...

Zeynep Meryem Pınar
zeynepmeryem@kahveciyiz.biz
Bu yazıyı arkadaşına önermek ister misin?

Rating: 9,629,629,629,629,629,629,629,629,629,62     13 Kahveci oy vermiş.

11 Yorum var. Yorumları görebilmek için sisteme giriş yapmanız gerekiyor. Sisteme gir!

Yazdırmak için tıklayınız.

Yukarı

Yukarı

 Kahvecigillerden : Türker Ayyıldız


TUTUNAMAYAN TUTANAKLARI-II

Sıkıldım yine efendim çok mühim sıkıntılar sardı etrafımı..olur olmaz dumanlar ve tütün kokusu içerisinde kaldım günlerdir.. isimlendiremediğim birçok dehliz içinde şekline şimaline inanamadığım sarkıt ve dikitler oluştu coğrafyamda..hele hele lodosla gelen kimi iç çekişlere gebe kalıyor bazı anlar..bedenim uzak ara birinci gelen dopingli bir safkanın teri ve şaşkınlığı arasındayken farkında olmadan kaybettiğim ve kaybettirdiğim bahislerin yasını tutuyor yıllarca tabela dışı bırakılmış eküri ruhum..tüm bunların mutlak bir açıklaması vardır..hayra yahut şerre yorumlanması gereken bir yanı muhakkak bulunuyordur sayın yazılarınızda.. lakin çok uzun süredir haber alamamaktayım sizden.. uzun soluksuz yazılarınıza çok uzak bıraktınız beni.. belki bu gün postadan bir zarfınız gelir diye ara ara çalıştığım işime ara verip posta kutusunu kontrol ediyorum.. apartmanın demir kapısından her işaret geldiğinde..bir koşu fırlıyorum yataktan .. işarete zamanında yetişememekten korktuğum için askerden geldiğim yıl Kadıköy'den aldığımız kahverengi papuçlarımı modifiye ettirdim -inanamayacaksınız..sıradan kahve rengi bir çift papucun seksen küsür yaşında bir çift el tarafından dört mevsim koşullarına nasıl uygun hale geldiğine inanamayacaksınız..umarım en kısa sürede şahsen görüşebilme ihtimalimiz doğar da sayın ayaklarınızla size de tecrübe ettirebilirim efendim..ikamet ettiğim apartmanın demir kapısı malumunuzdur..kutup mevsimi şeklinde cereyan eder kapılık vazifesi.. yılın altı ayı kapatılamaz iken kalan altı ay ise açabilirseniz aşk olsun..abartısız kolluk kuvvetlerine muhannet olursunuz..hal böyle olunca da ne gelenden haberiniz olur ne gidene mendil sallayacak haliniz..İşte bu bakımdan bu ithal eski mo kapısına özellikle iki adet postacı sensörü monte ettirdim..niçin iki adet diye sormayınız efendim ithalatçı firmanın tanıtım amaçlı promosyonuymuş ikinci..kutusunda çin malı olduğu iddia edilse bile bak postacı geliyor selam veriyor melodisiyle haberdar etmesi tüm inandırıcılığını bertaraf etmekte..bilirsiniz millet olarak kanarya sesi yada iki din donga alışkındır kulaklarımız.. neyse efendimiz bu melodi haftada iki gün periyodik olmasa bile çaldığında on iki satır önce bahsettiğim papuçlarımı geçirip ayağıma fırlıyorum .. ilk üç katı nasıl bir hızla iniyorlar bilemezsiniz.. Lakin sonra Mediha Hanım teyzenin katında bu süper papuclarda kendini bilmezci , vurdumduymazcı , adamsendeci bir arıza peydahlanıyor her seferinde..hele en alt kata geldiğimizde nerdeyse kımıldayamıyorlar yerlerinden..ardından kan ter içerisinde posta kutusunun boş olduğunu görüyorum..(mutlaka bir sebebi vardır bu kadar ara vermenizin..)pençe ömürlerine tanrı uzun ömür versin -kıyamadığımdan papuçlarımı itina ile çıkartıp yalın ayak yollanıyorum tekrar tekrar daireme..tabi ara katlarda karşılaştığım apartman sakinlerine durumu uzun uzun izah etmem imkansız.. Sanırım zaten alıştılar..İlk zamanlar tuhaf bakışları,gereksiz bir sürü soruları oluyordu çoğunun..Artık pek oralı olmuyorlar..hatta hiç oralı olmuyorlar..Sadece apartman görevlisiyle hummalı bir tartışma yaşadığımızı belirtmeliyim..çok değil birkaç hafta evvel temizlik aidatı için geldiğinde kendisine talep ettiği ücretin yarısını ödeyebileceğimi söyledim..Hiç bir şey söylemeden öylece uzun uzun gözlerime baktı..ben de ona günlerdir hiç dışarı çıkmadığımı çıkmayı da düşünmediğimi, temizlediğini iddia ettiği basamaklardan çoğu gün nerdeyse uçarak indiğimi dolayısıyla kirletmediğimi, kirletmeye kıyamadığımı..çıkarken de zaten yalın halimi kullandığımdan bilakis merdivenlerdeki bilumum toz kir vesairenin toplanmasına yada onun deyimiyle temizlenmesine katkıda bulunduğumu medeni bir apartman sakini olarak izah etmeye çalıştım..Bu arada ki sayın efendim -aslında istemeyerek konudan uzaklaşıyorum ama- karşı dairemin komşusu açıldı..Aslında tam açıldı da diyemeyiz sanırım..açılmakla açılmamak arasında bir şey yaptı..Sayın apartman görevlisiyle etüd ettiğimiz Temizlik Probleminde (Problemin P sini bizzat büyük harf kullandım efendim..Havuz Problemlerine gönderme yaptım sanırım..bilemiyorum....) kapı aralığını ses tonlarımıza göre ayarlayarak fonda görsel bir zenginlik saygıyla önünde eğileceğimiz bir çeşitlilik yarattı..Lakin bırakınız saygıyı mutfağından gelen düdüklü tencerenin düdük sesi ile karışık kapuska yemeğinin o bedbaht kokusu sevgili problemimizi içinden çıkılmaz bir hale dönüştürüyordu..evden çıkmadığım ve çıkmak istemediğim konusu saygıdeğer aparman görevlimizde (cevap hakkı doğmasından korktuğum için ismini özellikle telaffuz etmekten imtina ediyorum) bazı mülteci kaygıların oluşmasını sağladığını önceleri maalesef anlayamadım..dilinin altında sürekli büyüyen bir bakla olduğunu anlamıştım ama yıllardır tarafımdan şahsına tediye edilen hatırı sayılır bahşişlerin varlığı bu baklanın dilaltında habis bir ur olarak büyümesini sağlıyordu.. O sırada yükselen alçalan sesler bazı komşularımızın alarmına nazar etmiş olacak ki canım problemimizin apartman yöneticisine ihbar edilmiş olması sebebiyle sadece duyuru panosunda duyuruları sebebiyle müşerref olduğumuz sayın yöneticimiz teşrif ettiler..emekli memur olduklarını söylerlerken dikkatlice modifiye edilmiş papuçlarıma niçin sıkı sıkıya sarıldığımı anlamaya çalışıyorlardı..hatta bir ara papuçlarımın kucağımda değil de ayaklarımda olsalar daha çok işe yarayacağını ima eder gibi baksalar da bu zarif kıyafetlerin sadece iniş için kullanıldığı izah etmeme gerek kalmadan bakışlarını kararmış ayaklarımdan ayırdılar.. Kendilerinin de dairemden yana (benden değil..) bazı şikayetlerinin olduğunu,elinde ha bire sağa sola sallayarak konuştuğu üzerinde işletme defteri yazan bu noter onaylı gelir gider kayıtnamesinin sağ yanının dokuzuncu sırasına işaretlenmiş dairemin aylardır bakiye verdiğini diğer dairelerinde benim gibi davranması halinde kapı zillerinin çalışmayacağı..elektrik buatlarının yuvalarından fırlayacağı..basamaklardaki anlamlı mozaik tanelerinin kararacağı..merdiven korkuluklarının sadece korku saçacağı..bir tarafında hoş geldiniz diğer tarafında güle güle yazan paspaslarımızın pasaklaşacağı şeklindeki konuşmasını tam selam verip,etek tutup bitirecekken apartman görevlimizin ağzında forsa olmuş bakla -efendim çöpler demesiyle özgürlüğüne kavuştu..sayın yöneticimizin ne olmuş çöplere (sarılık olmuşlar efendim..geçen yıl aşı yaptıralım diye uyarmıştı devlet büyüklerimiz..) diye saniyenin bilmem kaçı kadar es verdikten sonra toparlayabilmenin haklı gururuyla dairemin bir çöp eve dönüşmüş olmasından üzüntüye kuşkulandıklarını ,ekstre tarihi geçmiş çöplerimde bazı gecikmeler olduğunu eğer kendilerinden habersiz süpürme işlemi yaptıysam bu uyarılarını ciddiye almamamı dairemden özür dileyerek vurguladılar..hoover marka süpürgemi mahallenin çocuklarına elektrikli scooter olarak tasarlayıp hiçbir patent başvurusu yapmadan hediye etmem şüphelerinin filanca maddesiydi..tüm bunlara temizliğin imandan gelmesi ana fikrine sadık kalarak yazılı olarak cevap vermem gerektiği yazımın giriş gelişme ve sonuç olmak üzere üç paragrafı aşmaması ve tek sayfa çizgisiz mektup kağıdı kullanmamak zorunluluğum sevgili yöneticimiz tarafından sayın apartman görevlimiz şahitliğinde tebliğ edildi..bu arada susan düdüklü tencerenin düdüğü o melül kapağın az sonra bir insan oğlu tarafından bilerek ve istenilerek açılacağı tedirginliğini bünyemde acımasız bir tahrifata sebep oluyordu..Yalnızca bu kapağın açılmasıyla birlikte dairemin önündeki sorunların bir sihirbaz eli değmişçesine başka bir zamana ve mekana tehir edilmesini dört kişilik bir kapuskanın sağlayacağı hiç düşünemezdim sayın efendim.. dairemin yaşadığı bu sıkıntılar ister istemez galoplarımda bir düşüşe sebebiyet verecekti..müstakil bir hayatı özlemem gerekiyordu artık..tam o sırada elektrikli süpürgemden sıkılan ama yine de teşekkür ederek iade etmek için ziyaretime gelen birkaç genç arkadaşımla paylaştım size anlattığım bu badireleri.. bir posta beklerken bu kadar ızdıraba katlanmamalıydım nerden baksanız..(lütfen ızdırap kelimesini üzerinize alınmayınız..)geçen sene süpermarketin yılbaşı çekilişinde biletime isabet eden bilgisayarın tüm bunlara son vereceğini öğrendim sevinerek..ki o ana kadar kutuları üzerine serdiğim gazeteler vasıtasıyla kahvaltı yaptığım birkaç sehpadan öteye gitmemişlerdi..sonra içinde salyangoz olan bir adres belirledik hep beraber..salyangoz fikrine müslüman mahallesinde salyangoz satmak deyimi sebebiyle çekindiğimden karşı çıksam da her evde bir kaç tane olduğundan bahsedilmesi az da olsa rahatlattı diyebilirim sayın efendim..(yine de teknoloji bu işaretin yerine uğur böceği şeklini tasarlar mı diye umutlarımın baki olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim..)bu önemli işaretçiğin mahalle mi cadde mi anlamına geldiğini uzun gecelerdir düşünsem de bir sonuca varabilmiş değilim..ancak papuçlarımdan da postacı sensörümden de daha çok sever oldum bu vefalı salyangozu..hiç tanımadığım salyangozlardan ardı arkası gelmeyen karikatürler getiriyor itina ile her sabah..konuşan inekler ,cehennemde Türkleri karşılayan zebaniler en sıklıkla gelenler..bir çoğu da hareket eden resimler içli şiirlerle bir şeyler anlatmaya çalışıyorlar lakin çoğu üzerime alınmayacak kadar tecrübeyle sabit..bir de yüzüm kızararak belirtmeliyim ki anadan üryan kadın resimleri yollayan tanımadığım birçok dostum oldu salyangozlar ülkesinde..hepsine itinayla cevap yazıp bunlar yerine örneğin manzara resimleri göndermelerini rica ediyorum efendim..henüz bu isteğime cevap alabilmiş değilim..

Lakin bir dosttan gelen siyah dolmakalemle yazılmış pullu damgalı mektupları çok özlüyorum kusuruma bakmazsanız efendim.. zamanın o zarfları bir daha getirmeyeceği konusunda derin kaygılar taşımaktayım..Lütfen son kez bir zarf beklediğimi belirtmeme müsaade ediniz..İçine bir şeyler yazmasanız da kabulümdür..

Hürmetlerim..Sevgilerim..Saygılarımla..
Bedbaht Sarıkazak

Türker Ayyıldız

ADODB.Field error '80020009'

Either BOF or EOF is True, or the current record has been deleted. Requested operation requires a current record.

/sayilar/20040210.asp, line 0